Gönderen: HAKI KARER | Eylül 16, 2008

Ekonomik Durum


                       EKONOMİK DURUM

 

Tüm olumsuzlıklara karşı ekonomik alanda getirilen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu vb.yenilikler elbette olumlu gelişmelerdir. Enflasyonu aşağı çekeçek çabalar içinde olunması ileri bir çabadır. Ama kabul etmek gerekir ki,  otuz yıldan buyana kronikleşmiş hale gelmiş enflasyonu aşağı çekmek pek o kadar kolay olmayacaktır. Aşağı çekmenin getireceği bir dizi ekonomik ve sosyal sorunlar yaşanacığı bir gerçektir. Şimdiden yaşanmaya başlanmıştır bile. Herşeyden önce belki de geçmişte görülmemiş bir biçimde sınıflararası çatışmaları getirecektir. Uzun vadede getireceği en ufak iyileşmenin önü şimdiden alınmaya çalışılacaktır. Çapulçu kesim bir tarafa, geçmişte yatırımı temel almış tekeller bile yüksek enflasyon koşullarında yatırım yapmadan para kazanmanın tadına varmıştı. Bunların kolay kolay bu eğilimden vazgeçmeleri düşünülemez. Yabancı firmalar dahi bu dönem boyunca kolay para kazanmanın cenneti olarak görmüşlerdir Türkiye’yi. Bunların da direnişini hesaba katmak gerekir. Örneğin 1998 yılında 500 büyük firmanın gelirleri üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, bu 500 yüz büyük firmanın gelirlerinin % 87 faaliyet dışıdır, yani faizlerden elde edilen gelirlerdir. Bu bir ülkenin ekonomik kalkınması açısında felaket demektir. Yine; işçinin ve memurun vergi gelirlerindeki payı % 64 iken işverenlerin %36 civarındadır. Ama aynı işçi ve memeurun milli hasıla gelirinden aldığı pay  %30 iken işverenlerin aldığı pay oarnı %70’lerde seyretmektedir. İşte bu rakamlar önümüzdeki yıllık bir sürede ekonomik ve sosyal yapılanmamızın en fazla ulaşacağı düzeyin de göstergesidir. 2000 yılı itibariyle en üst gelir düzeyi ile en alt gelire sahip kesim arasındaki farkın %216 ulaştığı söylenilmekte. Egemen güçler özellikle son on yılda hemen her konuda sondan birinci olmaktan bayağı gurur duyuyor olsalar gerek. Sosyal alandaki yapılanmayı göstermeye yeten bu rakamlar, aynı zamanda rejimin de karakterini ortaya koymaktadır.

    Arlık ayında ortaya çıkan mali krizin bir nedeni de, kolay para kazanma alışkanlığını devam ettirmek isteyen iç ve dış sermaye kesimlerinin ufukta gözüken iyiye gidişe karşı direniş göstermesidir. Yüksek enflasyon demek aynı zamanda diktatörlük demektir. Endenozya ve Filipin’deki örnek ülkemiz koşullarında da yaşanmıştır. Ekonomik ve mali yönetim bir veya birkaç ailenin eline verilmiştir. Rüşvet ve hırsızlığın bu derece yüksek oluşunun bir nedeni de buradan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de devam etmekte olan sosyo-ekonomik yapı ancak aşırı baskıyla devam ettirilebilinirdi. Nitekim yapılan da o oldu. Bir yandan baskı südürülürken bir yandan da dezinfarmasyon ihmal edilmemiştir. Neredeyse akşamdan sabaha her şeyin güllük gülistanlık olacağı ümidi kitlelere aşılanmaya çalışılmıştır. Hemen birkaç yıl sonra Almanya’nın veya İtalya’nın düzeyine gelineceği yutturmacası işlenmeye başlanmıştır. Bu nedenle birdenbire “kalkınıyoruz” furyası estirilmiştir. Bu furyanın başını da Demirel çekmiştir. Türkiye aniden “demokratik” ve üstelik “büyük” bir ülke oluverdi. Oysa gerçekler tam tersiydi. Bir ülkenin büyüklüğü ve demokratikliği o ülkenin kişi başına düşen milli geliriyle ölçülür. Bizde ise OECD raporlarına göre 1993’te kişi başına düşen milli gelir 3000 dolarken 1999 yılında 2878 dolara düşmüştür. Yani ilerleme değil, gerileme yaşanmıştır. Avrupa ülkelerinde ise kişi başına düşen milli gelir 20-25 bin dolar civarındadır. Bunu bile yeterli görmeyip daha ileri düzeye çıkarmanın gayretleri verilmektedir. Bugünkü kalkınma hızıyla bırakın beş ya da onyıl sonra yirmi yıl sonra bile Türkiye B.Avrupa’nın herhangi bir ülkesinin kişi başına düşen gelir düzeyine yükselmesi olanaksız. Yüzde yedilik bir kalkınma hızını yakalayıp bunu 2020 yılına kadar devam ettirsek dahi 2020 yılında kişi başına düşen milli gelir ancak 11.000 dolar olacaktır. Bu kadar yüksek kalkınma hızını tuturmanın ne kadar zor olduğu tartışma bile götürmüyor bugün artık. Enflasyonun  2003 yılı sonu itibariyle tek rakamla ifade edilmeye başlanacağı söylenmekte. Peki nasıl oluyor da beş ya da on yıl, hatta yirmi yıl sonra Almanya veya İtalya düzeyine çıkabiliyoruz? Ayrıca enflasyonu aşağı çekme çabası içinde bulunan bir ülkede nasıl oluyor da hem yatırımlarda büyüme, hem döviz rezervlerinde artış, likide bolluğu olabiliyor, ithalat ve ihracat arasında en azından bir denge ve kamu borçlarında azalma sağlanıyor.  Kapitalist ekonomi politiğin ruhuna aykırı bir durumdur. Kaldı ki veriler bunları yalanlamakta. 1999’da özel sektör yatırımları %20 oranında azalmış, devletin tüketim harcamaları %6,5 artmıştır. %5,3’le büyümenin sağlandığı tek alan finans alanıdır. Yani, devlet, halen bono ve tahviller aracılığıyla bir avuç azınlığı zengin etmeye devam ediyor demektir. Gerek tarımda, gerekse de sanayide üretim,birçok emtiada yüzde yüzün üzerinde fiyat artışını getirecek kadar az ise, ekonomide istikrarlı bir büyüme hızını yakalama olanaksızdır. Ekonomi politika eşittir para politikası değildir. Kaldı ki, izlenen para politikası da iflas etmiştir. Uzun vadeli köklü radikal yapısal refomlar yapılmadığı müddetçe, birtakım alanlarda kıyıdan köşeden değişiklikler yapma, yaşanılan ekonomik ve sosyal sorunlara çözümler getirilemez. Birkaç alanda bazı başarılar sağlansa da, bunlar geçici olmaya mahkumdur.

    Durum bu iken, son günlerde uydurulan bir hikaye de, bütçede faiz dışı gelirlerde artış sağlanarak olumlu bir trendin yakalandığı hikayesidir. Bütçede faiz dışı gelirlerin artışı demek halkın alım gücünün düşürülmesi demektir. Yani bol zam yapılması ve halktan alınan vergilerin arttırılması anlamına gelir. İşçi, köylü, esnaf ve memur kesimlerinin  daha da fakirleşmesi demektir.  Kitlelerin alım gücünün azalması giderek reel sektörü olumsuz etkileyeceği bilinmekte. Bu da daha fazla işsizlik demektir. Zaten işsizlik başını almış gidiyor. İşsizliği azaltacak ve emekçi yığınlarda zenginleşmeyi sağlıyacak tedbirlerin yanından bile geçilmiyor. Ekonomide büyüme hızının eksi altıda seyretmesi bile bu gerçeği doğrulamaktadır. Kaldı ki, bu koşullarda ekonomik büyümenin gelir dağılımında bir iyileşme sağlaması da düşünülemez, ama İMF’ye borç ödemeyi daha kolaylaştırır. Durum bu iken, İMF ve destekçi takımına bakarsan, hay huylarla, ‘geliştik, gelişiyoruz’ teranaleriyle herşey yolunda gösterilmekte. Uygulanan ekonomi politikada reel üretimin içleracısı durumu, sabit kur politikasının doğurduğu aksaklıklar, ithalatla ihracat arasındaki dengesizlik, bütçe açığının ulaştığı boyut, hammal Dursun’un bile öksürmesinden etkilenen borsanın gereksizliği vb. daha birçok konu irdelendiğinde, geleceğin hiçte öyle güllük gülistanlık olmadığı görülür ve böylece havadan “böyük” olunamayacağı da kavranılmış olunur. Kitleleri bir hiç yerine koyan diktatörce bir anlayış, ancak böylesine dezinfarmasyon içine girebilir.

    Bugün hükümet enflasyonun aşağıya çekmeyi başardığını, faiz oranlarının düşüşe geçtiğini, genel anlamda ekonominin iyi bir yönde ilerlediğini iddia etmekte. Doğrudur. Enflasyon belki de tek haneli rakamlara indirilebilinir, hatta bir süre sonra üretim kapasitesi de yükseltilebilinir, işsizliğin yükselme trendi göreceli de olsa tersine dönürülebilinir, yani ekonominin birçok alanında iyileştirmeler sağlanması mümkündür. Ama ne pahasına? Madalyonun asıl önemli olan da bu yüzüdür. İşte madalyonun bu yüzüne baktığımızda, Türkiye’nin 21’ci yüzyılda olması gereken yerden dıştalanma pahasına, birtakım başarılar elde edilecektir. Eğer adına başarı denilirse. Yanlış ekonomik uygulamalar sonucu verimsiz hale getirilmiş işletmeler, devletin sahip olduğu kuruluşlar ve hatta yeraltı zenginlikleri yabancılara peşkeş çekilerek sözümona iyiye gidiş başarılacaktır. Artık gerek tarımda, gerekse de sanayide yapılacak üretim Türkiyenin değil, yabancıların olacaktır. Nitekim bu süreç çoktan başlatılmıştır. TELEKOM, THY, İPRAŞ, TOFAŞ vb. daha birçok tesisler, yabancılara ya tümden satılmaya ya da hisse senetlerinin önemli bir kesimi devredilmeye çalışılmaktadır. Bu kuruluşların önemli bir kesimi çoktan satılmış durumda. Hatta milyarlarca dolar kaynağı teşkil eden bor madeni bile yabancılara verilmeye çalışılmaktadır. Tarıma büyük bir darbe vurularak gıdada tamemen dışa bağımlılık getirilmektedir. ABD ve AB ülkeleri tarıma milyarlarca dolarlarla destek verirken, bizim tarıma subvanyon sağlamamız engellenmekte. Çünkü tarımda AB içinde büyük bir güce sahip olacak Türkiye kabul edilmemekte. Bu konuda hem ABD, hem de AB birlikte hareket etmektedir. İhtiyacımıza göre değil, yabancıların ihtiyacına cevap veren tarım yapılmaya çoktan başlanmıştır. Şimdiden köyden, tarımdan kopuş genelde neredeyse %10 varmaktadır. Bu Doğu illerinde %60 geçmektedir. Tarımla uğraşan nufusun giderek azalması elbette iyi bir gelişmedir,ama eğer bu kopuşu sanayileşme özümseyecek güçte olursa.  Sanayileşmeyle orantılı olmayan bu kopuş, geçmiş yüzyılda nasıl çözümlenemeyen bir sorun, yani siyasal ve sosyal problemlerin ana kaynaklarında birini oluşturmuşsa, bu yüzyılda da çözüm bekleyen bir sorun olarak kalacaktır demektir. Bu aynı zamanda 21 yüzyılın kalkınma trendinin gerisinde seyredileceği anlamına gelmektedir. Bu sunni yoğunlaşmanın getireceği altyapı sorunları ister istemez belki de bu yüzyılın yarısına kadar Tükiyenin en zayıf noktasını oluşturacaktır. Artık toprağının madenlerinin ve en temel sanayi işletmelerinin mülkiyetini elinde bulunduramayan bir ülkenin, milli mülkiyetten, milli gelirden, hatta milli gelirin artışından bahsetmesi mümkün değildir. Bu globalleşmeye, yani uluslararası tekellere tamamen teslim olma demektir. İMF bunu için milyarlarca dolar kredi açmaktadır. Krizden kurtuluşun yolu ülkenin direnç noktalarını yabancılara teslimde görülmektedir. Bir dönem Asya’da iflas etmiş ekonomilere uygulanan teslim alma proğramı şimdi Türkiye’ye uygulanmaktadır. Hükümet ise bunu bir başarı olarak lanse etmektedir. Oysa 21 yüzyılın tek kalkınma modeli olarak yutturulan globalleşme birkaç emperyalist ülkenin çıkarlarına hizmeten başka bir şey değildir.

 

MAYIS 2000

BAKI KARER  

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: