Gönderen: HAKI KARER | Kasım 1, 2011

MUXTARİYET-İ DEMOKRATİKE


MUXTARİYET-İ DEMOKRATİKE

    Ucubelikler üzerine tartışmalar yürütüldüğü için, ben de yazıma, tartışma ortamına uygun bir başlık buldum. Başlığı özerkcilerin Kürtçesine göre seçmeye çalıştım. Türkçeye çevrildiğinde, sanıyorum, demokratik özerklik oluyor. Anlaşılır veya doğru olup olmaması hiçte önemli değil. Hıra teblikatçına ve müritlerine göre böyle olmalıymış! Sıfatlandırılması gerekiyormuş, sıfatlandırıldığında sihirli bir değnek misali her şeyin üstesinden gelineceğini iddia ediyorlar. Ama ne biçimde anlaşılırsa anlaşılsın, çokta önemli değil onlar için. Onların bir amacı da, ortamı tanınmaz, tanımlanamaz hale getirmedir. Bu nedenledir ki, son dönemlerde bolca bir takım çözümlerden bahsediliyor, ama siyasal mı, yoksa ekonomik mi veya başka tür çözümlerden mi bahsediliyor belli değil. Ne için, neden ve nasıl bir çözüm isteniyor, tam bir muamma. Sahneye verilen tütsüden dolayı, neyin tartışıldığını anlamak zor. Her şey iç içe karışmış durumda; federasyon, otonomi, ekolojik ve de özerklik tutturulmuş gidiliyor.

    Yaşanan karkaşaya, tozlu dumanlı sahneye rağmen, ’ekolojik toplum’ denilen ‘çözüm’ üzerinde niçin durulmadığını, bir ’alternatif’ olarak tartışılmaya devam edilmediğini bir türlü anlamadım. Buna, bir de, ’demokratik ekolojik’ çözüm denilseydi, yaşanılan atmosfere daha uygun olurdu sanıyorum. Demokratik özerklik diye ortaya atılan yutturmaca, bir çözüm biçimi olarak tartışılıyor da, bir dönemler moda haline getirilmeye çalışılan’ekolojik çözüm’ neden tartışılmasın. Hıra’dan Tanrının buyruklarını  tebliğ ettiğini idda eden de, ’olur’ dediğine göre, müritler de geriye bakıp ’demokratik ekolojik’ çözüm üzerine bir kez daha düşünmeliler. Hem böylece, globalist döneme uygun popüler tartışmaların gerisinde kalınmamış olunur! Sadece bu kadar değil; ikide bir daldan dala gezinti yapmaktan bitkin düşme yerine, bir noktada ısrarlı davranma daha olumludur.

        Ama ister ’ekolojik’, ister ’demokratik’ olsun, bilinmesi gereken en önemli nokta, özerkliğin federasyonu kapsamadığıdır. Her şeyden önce, tartışılması gereken, özerklik ile federasyon arasındaki farklılıklardır. Yani özerklik ve federasyonun neleri kapsayıp kapsamadığı konularına açıklık getirilmeden, sorun tartışılamaz. Her iki biçimin de kapsam alanları çok çeşitli ve her ülkenin özelliklerine göre değişiklikler gösterir. Bunlar üzerine karar kılınmadan, içerikten yoksun bir biçimde, ben şunu ilan ediyorum demek ciddiyetten uzak, halkla dalga geçmedir. Daha doğrusu, bir halkın iç dinamiklerini bitirmeye yönelik çabaların bir parçasıdır.

    Bir de, federasyonu ve özerkliği, ’demokratik federasyon’ ve ’demokratik özerklik’ diye isimlendirme, başlıbaşına bir ciddiyetsizliktir. Hiç kimse, federasyon biçiminde örgütlenmiş bir devletin sınırları içinde yer alan bir bölge için bilmem ne demokratik federasyonu demez, denilemez de. Bu gayrı ciddilik olsa olsa Türkiye gibi bir ülkede olur. İnsan sormadan edemiyor; hangi tezgahtan geçmiş pisikolojik propaganda türlerinden biridir bu? Almanya’da kimse demokratik Bavyera faderasyonu demez. Kimse de yüzyıllardan bu yana böylesi bir aklıevvellik yapmamıştır. Federasyon biçiminde örgütlenmiş bir devlet ne kadar demokratikse, federasyon veya özerk bölge de o kadar demokratiktir. Kaldı ki, federasyon, otonomi, konfederal ve özerklik vs. çözüm biçimlerinin esas dayanağı, farklı kimlik ve kültürleri kabul etmeye dayanır. Bu başlıbaşına temel alınması gereken bir olgudur. Bu çözüm biçimlerinden her hangi birini temel alarak örgütlenmiş bir devlette, demokrasinin tabanda yaygınlık düzeyi, ayrı bir tartışma konusudur. Ama farklı kimlikleri tartışmasız kabullenme,  süreç içinde demokrasinin derinlik kazanmasında temel rol oynar. Bunu tersinden ele almaya kalkışanların niyetlerinin ne olduğunu, tartışmaya bile gerek yok. Ayrıca, özerkliği federasyon veya federasyonu özerklik olarak ele almak saçmalıktır, kafaları bilerek karıştırmaktan başka bir şey değildir. Sorun, demokratik, otoriter, beyaz veya kırmızı demekle çözülmez.

    Kandilli ve uzantısı BDP bunu bilmiyor mu? Çok iyi bildiklerinden eminim. Ama verilen talimatları uygulamak zorundalar. Ya uygulayacaklar ya da şiddete dayalı oluşmuş pazar ilişkilerinin ortaya çıkardığı getirilerden feragat edecekler. Oluşan bu Pazar ilişkilerinin kazançlarından geri durmaları sözkonusu değildir. Bu nedenledir ki, sözde özerklik ve şiddet politikası yan yana sürdürülmekte. Bu çelişkiye bilerek dikkat çekilmemekte. Bu noktaya vurgu yapılmamasının bir nedeni de, farklı siyasal akımların gelişip güçlenmesi önünde engel olmak içindir. Eğer farklı bakış açıları, düşünceler  toplumda tartışılır hale gelirse, halk bunların gerçek niyetlerini kavrayacak, toplumdan silinip gidedecekler. İşte, bir de bu nedenden dolayı, Kürt toplumu tek tip gömlek içinde tutulmaya çalışılmakta. Ülke genelinde demokratik muhalafetin sesi kesilmekte. Ülkenin geleceği için en önemli sorunlar tartışmasız geçiştirilmekte.

    İşte bu nedenle, sahte özerklik ilanı ile birlikte silahlı eylemler başlatılmıştır. Silahlı eylemlerle ‘özerlik’ duyurusu aynı ana bilerek denk getirilmiştir. Asıl tartışılması gereken bir nokta da budur.

    14 Temmuz 16 Ağustos, 4 Eylül ve daha sonraki silahlı saldırılar hiçte durup dururken olmadı. Özellikle 14 Temmuz çok daha anlamlıdır. Silahlı saldırıyla birlikte, sözüm ona özerklik ilan edildi. Saldırı olacağını kaç kişi biliyordu, özellikle kimlere haber verilmişti. ‘Ya bu gün ya da hiç bir zaman, şimdi eylemle birlikte ilan etmek zorundasınız’ diye hitap edilenler kimlerdi. Ayrıca, daha önceleri askeri istihbarattan sorumlu bazı görevlilerle görüşen ve aynı zamanda MİT’e düzenli bilgi aktardığı iddia edilen, ama her nedense sonraları bu ilişkilerin dışına atılmış kişinin yerine atanan ve verdiği demeçlerle ortalığı bulandırmaya çalışan kişi kimdir? Bu kişi, Ankara, Diyarbakır ve Hakkari’de askeri istihbaratta çalışan hangi görevlilerle düzenli ilişki içindedir. Bu görevli, MİT, askeri istihbarat, Öcalan ve Kandilli arasında kurduğu ilişkilerini yine ‘çekirdek grup’ olarak adlandırılan üç aktif görevliyle birlikte yürüttüğü söylenilmekte. Bunlardan birinin bir başka görevi ise, Alman Gladyosu ile ilişkileri koordine etmektir. Tüm bu ilişkiler çerçevesinde yürütülen faaliyetler sonucudur ki, uyduruk özerklik silahlı eylemlerle kamuoyuna ilan edilmiştir. Tüm bu karanlık ilişkilerin perde arkasında olan, tasfiye edilmekte olan Gladyonun olduğu gün gibi açıktır. Ama bu sefer biraz farklı; son çatışmalar, başta Alman gladyosu olmak üzere uluslararası karanlık güçlerle ittifak halinde yürütülmektedir. Bir de bu nedenden dolayı, belli bir süre daha oldukça kanlı bir sürecin yaşanacağını söyliyebiliriz. Ama bunun çokta uzun süceğine ihtimal vermiyorum.  Önümüzdeki süreç, iktidar kavgasında belirleyici olacaktır. Bu süre içinde kaybeden taraf, Gladyo ve ona bağlı Kandilli takımı ve yan unsurlarının olacağı ortadadır.   

    Çatışmalı bir ortamın egemen kılınmaya çalışılmasının hem iç hem de dış nedenleri vardır. Aslında yaşanacak böylesi bir ortamın işaretleri, son genel seçimlerden önce verilmişti. Genel seçimlerden beklentilerini bulamayan Gladyo ve hizmetçi takımı, şimdi çatışmalı ortamdan medet ummakta. 

    Çatışmalarda rol oynayan en önemli neden, içte yürütülen iktidar kavgasıdır. Gladyo ve müttefikleri, seçimlerden önce bir olasalık olarak tek parti iktidarının oluşamayacağı ümidiyle hareket ettiler. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yeniden iktidar olma koşullarında, şiddete başvuracaklarını her ortamda dillendirmeyi de ihmal etmediler. Nitekim beklenilen oldu; AKP yeniden hükümet kurdu. Malum elit kesimin, seçimlerden sonra Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetci Hareket Partisi ve Demokratik Toplum Partisi ile koalisyon ümidi, AKP’nin seçimlerde yüzde elliye varan oy oranı ile tekrar seçilmesiyle yerle bir oldu. Bilinen elit kesimin iktidar umutları bir kez daha suya düştü. AKP’nin yeniden, üçüncü sefer iktidar oluşu, Türkiye’de yeni bir sürecin ortaya çıkma ihtimalini de beraberinde getirdi. Yani iki vaya üç sefer daha, belki de daha fazla AKP’nin iktidarda kalma olasalığı tartışılmaya başlandı. Uzun süre iktidarda kalıp kalmamaları ayrı bir tartışma konusu. Ama böylesi bir olasalığın tartışılır hale gelmesi, yıllardan bu yana iktidarı elinde tutan klasik elit kesimin hiç işine gelmeyeceği belliydi. Büstçü takım, bir çok kanaldan, alışık olduğu yöntemlerle son bir kez daha şansını denemeye kalkışmıştır.

    Ama Gladyo son dönemlerde bir bütün olarak hareket edememekte. Bunun bir çok nedeni var. Şu anda Musulcu kanat çatışmaları başlatmıştır. Öcalan, ortaya çıktığı andan itibaren  Musulcu kanada dahildir. Musulcu kandın hem CHP, hem de Ordu içinde önemli bir güce sahip olduğu bilinmektedir. Öcalan’ın piyasaya sürülüş koşulları dikkate alınırsa, Musulcu grubun neyi hedeflediği kendiliğinden açığa çıkar. Öcalan, koruma altına alınmak için İmralıya getirildiğinde, ‘Ben Misak-ı Milli’nin genişletilmesinden yanayım’ dediğinde kamuoyunun dikkatlerini pek çekmemişti. Bu söylemiyle K. Irak’ı hedef gösterdiğini herkes bilir. Aslında başından itibaren üzerinde karar kılınan proğramı bir kez daha ortaya koymuştu.

    Ortaya konan bu program çerçevesinde, şu anda yürütülen çatışmaların ulaşmak istediği dört önemli hedef var:

1- Yeni bir anayasa yapılmasını engellemek.

2- Tutuklu olan derin devlet elemanlarının serbest bırakılmasını sağlama.

3- Ekonomik yapının kara deliklerinin ortaya çıkardığı, örneğin cari açık vb. zaafiyetleri silahlı şiddet ortamı ile derinleştirerek, AKP iktidarını yıkma.

4- G. Kürdistanda istikrarsızlık yaratmak.

    Baştan da söylediğim gibi, belirledikleri hedeflerin hiç birine de ulaşamayacaklardır. Önemli nedenlerden biri de, Ordu yönetiminin 14 Temmuz’da 14 askerin hayatını kaybetmesinden bir süre sonra istifasıdır. Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının toplu istifalarının gerekçesi, her ne kadar personal haklarını koruyamama olarak gösteriliyorsa da, aslında ordu içindeki klasik derin devlet artıklarının kontrol altına alınamaması da önemli rol oynamıştır. Bu istifalardan sonra Ordu, siyaset üzerinde belirleyici olamayacak kadar, bugün için çekilebileceği kadar geri noktaya çekilmiştir. Bu aşamadan itibaren, darbeci takım büyük oranda güç kaybetmiş ve taktik değiştirmek zorunda kalmıştır. Doğal mütefiki olarak Ordu ve CHP’ye tam anlamıyla güvenmemektedir. Daha çok kendi gücünü ve uluslararası ittifaklarının desteğinde çizdiği hedeflere ulaşmanın gayreti içindedir. Alamanya derin devleti ile fiilen birlikte hareket etmekte. Almanya derin devleti ile Almanya’da  siyasal iktidarı elinde bulunduran Merkel’in Türkiye politikası çakışmaktadır. Almanya’nın Ortadoğu’ daki enerji politikasının yanısıra, Türkiye’nin ekonomik alanda büyümesi, Asya ve Afrika ülkelerine açılım politikasıyla Avrupaya bağlılığını azaltma yönünde çaba içinde olması, Almanya’nın işine gelmemekte. Bu sürece İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi, Akdeniz’de sorun çıkartarak destek vermekte.

    Türkiye’de derin devlet denilen karanlık güçleri bu derce hırçınlaştıran ve sabırsızlaştıran bir neden de, 14 Temmuz eyleminden sonra İmralı üzerinde hükümetin kontrolü eline almaya çalışmasıdır. Hükümet bu güne kadar attığı adımlarla derin devletin İmralı, dolayısıyla Kandilli üzerinde belirleyici rol oynamasını kabul etmemektedir. Gelinen noktada hükümetin bu doğrultuda epeyce bir yol katettiğini düşünmekteyim. Karanlık ilişkiler sarmalına neşter vurulmak üzeredir. İmralı ve Ona bağlı Kandilli düşürüldüğü noktada, derin devlet güçlerinin artık bir iddiası kalmayacaktır.

    Bu süreçte, Irak Kürt Federasyonu, yani Mesut Barzani elde ettiği kazanımlarını akıllıca korumak istiyorsa, çok dikkatli olmalı. Kandilli takımı ve arkasındaki karanlık güçlerin oyunlarını bozucu tarzda hareket etme becerisini göstermelidir.

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: